Joao Alves De Assis Silva

Farkındayım başlık biraz provokatif oldu ancak birçok kişinin zihninde böyle bir soru belirdiği için çıkış noktası olarak bu cümleyi aldım.  Galatasaray’da Baros’un daha 2 ay sahalardan uzak kalacak olması, Nonda’nın ihtiyaç duyulan performansı gösterememesi nedeniyle yeni bir forvet transferi şart hale gelmişti. Yönetim de bunun farkında olsa gerek biraz önce resmi internet sitesinden yapılan bir açıklama ile Manchester City’nin Everton’da kiralık oynayan Brezilya’lı oyuncusu Joao Alves De Assis Silva, kısaca Jo ile sezon sonuna kadar sözleşme imzalandığı açıklandı. Kiralık olarak yapılan transferde Galatasaray sözleşme sonunda opsiyon kullanıp transfer hakkına da sahip.

Jo ile ilgili birçok video seyredecek futbolu, yetenekleri vs. bir çok haber okuyacaksınız. Bu nedenle ben bu transfere başka bir yönden yaklaşmak istiyorum.

Yazının devamını okuyun »

Bir utancın anatomisi

13 Nisan 2009 Kategori: Kişisel

Maç için yazdığım önceki yazımda söylemiştim derbilerde eski heyecanım kalmadı diye. Dün akşam oynanan derbiden (derbi denmez aslında ya)  sonra neden bu heyecan kaybını yaşadığımı bir kez daha anladım. Ben futbolseverim. Ama dün akşam seyrettiğimiz maçta futbol hariç ne ararsanız vardı. Zaten maçın teknik olarak analiz edilecek bir yanı da yoktu ne yalan söyleyeyim. Bir ara Wimbledon’da tenis müsabakası izlediğim hissiyatına kapıldım.. 

Kabul ediyorum.. Simon Kuper’in de söylediği gibi “Futbol asla sadece futbol değildir”… Sadece meşin yuvarlak (artık meşin değil toplar ama dilimizde böyle kaldı) peşinde koşan 22 adamın topu gol çizgisinden içeri gönderme mücadelesi değildir yani. Hırs, para, şöhret ne ararsanız var bu garip oyunda. İşin içine zaten bu faktörler girdiği zaman renk aşkı için gönülden oynayan gerçek kahramanların yerini göz boyamaya oynayan sahtekar düzenbazlar alıyor. 

Bana göre bu sahtekar düzenbazlar hitapları hakaret değil. Çünkü bahsettiğim kişileri tanımlamada yetersiz kalıyor. Ama kişilere hakaret basitliğine düşmemek için bu kadarla sınırlı tutmak zorunda kalıyorum. Neyse uzatmadan dünkü maça geleyim. Kim haklı kim haksız kendimce bir değerlendirmesini yapayım…

Öncelikle… Ey Galatasaray taraftarı.. ki ben de içinizden biriyim. Transfer tercihini başka bir takımdan yana kullandığı için maç boyunca annesine küfrettiğiniz Emre Belözoğlu’nun sinirini anlayabiliyorum. O yüzden Sabri’ye maç içinde sayıp dökmesini bir an için maruz görüyorum. Hangimizin sinir sistemi 90 dakika boyunca annesine küfredilmesini kaldırır. Bırakın 90 dakikayı.. Yolda yürürken biri bana “Yuh lan ne biçim adamsın, sen ananı da satarsın” dese.. O işin sonunu ben söylemeyeyim..  Buna karşın Sabri’nin maç içinde Emre’nin boğazına sarılması direkt kırmızı kartlık bir hadisedir ve bunun açıklaması yoktur. Eğer Emre sana küfrettiyse gider hakeme söylersin, hakeme söylemene bile gerek yok televizyon ekranlarından kimin ne olduğunu milyonlar görüyor. Hesap kesmek sana mı kalmış? Kart görmediysen (kırmızı) hakemin eyyamıdır, başka bir şey değil…

Lugano.. Herkes bir şey söyledi bu adam hakkında.. O yüzden ben bir şey söylemeyeceğim ama Fenerbahçe yönetiminin yerinde olsam ilk işim sezon sonuna kadar kadro dışı bırakmak ve sezon sonu elden çıkartmak olur bu vatandaşı. Maç boyu tahrik etti hemen hemen herkesi. Kewell’a çelmeyi taktı, bir de pişkin pişkin gülümsüyordu.. Gel de tahrik olma… Ger.i bu adam 2.5 senedir böyle.. Hala sabrediliyorsa yorum yok…

Arda.. Sezon sonuna kadar kadro dışı bırakılmasını bekliyorum Galatasaray yönetiminden.. Sen Galatasaray futbolcususun.. Bana vurdu diye kimseye vurmaya hakkın yok. Eğer bir darbe aldıysan rakipten edebinle hareket edersin. Hesabı kendin kesmeye kalkmazsın. Yakışmadı…

Emre Aşık.. Lugano’yu göbeğinden ısırdı diyorlar. Öldüm gülmekten.. Göbeği olmayan birini karnından ısırmayı başaran her kişiyi alkışlamak boynumun borcu olsun. Emre bunu becerebildiyse helal olsun. Fiziken böyle birşeye imkan yok. Var diyen denesin…

Semih şimdiye kadar hep takdir ettiğim bir oyuncu idi. Kusura bakmasın dün o da gözümden düşenler kervanına katıldı.. 

Volkan.. Kapalı tribüne testislerini göster.. Sonra bir Kadıköy’de böyle karşılamıyoruz, bu işler hep Sami Yen’de oluyor de.. Yalancı olman bir yana, düzenbazsın be birader. Kusura bakma.

Hakem için tek söyleyebileceğim şey maçın ağzına sıçtığı.. Hakan Balta’nın ceza alanında düşürülmesi net penaltı idi.. Zaten dün öyle bir maç izledik ki gol atan farka gidecekti. Buna izin verilmedi. Eyyamın ağa babası yapıldı. Oyun zırt pırt durduruldu, soğultuldu sahanın öbür tarafından adamlar çağrıldı vaazlar verildi. Bu adam Türkiye’nin en iyi hakemi ise bu ülkede futbol bitmiştir, bunu bilir bunu söylerim.

Sahaya giren o zibidi ise Galatasaray yönetiminin bir utancıdır. Ayıptır. Elinde bir bıçak olsa, sahada birini öldürse.. Bunu hesabını kim verecek? Ben mi vereceğim? Uğruna şehir şehir gezen Galatasaray’lılar mı verecek? Kim verecek? Sınıfta kaldınız.. 

Uzun lafın kısası. Dünkü maçta olaylara karışanlar, kart görenler elbet cezalarını ilgili makamlardan görecekler. Futbol federasyonu Sami Yen’e kapatma, futbolculara ise maçlardan men cezası verecek. Bu utancı temizlemeye yetmez. Benim dileğim iki klüp yönetiminin de dünkü maçta çirkinliklerde bulunan tüm futbolcularını kadro dışı bırakıp gerekirse maçlara PAF oyuncularla çıkması. Futbolun sahipsiz olmadığını göstermeleri. Ben sahalarda kan görmek istemiyorum hele hele çocuğum bana “baba bunlar niye birbirinin boğazını sıkıyor” sorusuna cevapsız kalmak istemiyorum. 

Gereğinin yapılması dileği ile. 

Saygılar

Ulan Galatasaray…

10 Nisan 2009 Kategori: Kişisel

Pazar günü (12 Nisan 2009) yine bir Fenerbahçe maçı var. Oynadığımız her maçın önemli olduğunun bilincindeyim tabii ki. Sonuçta bir puan mücadelesi. Şampiyon olmak veya olmamak durumu da var elbet ama pek o kadar da önemsediğimi söyleyemem.

Aslına bakarsanız bundan yıllar öncesinden çok farklı duygular içindeyim bu derbi karşılaşması öncesinde. Sanırım yaşla birlikte duygulardaki ekstrem yoğunluklar törpüleniyor zaman içinde. Uç noktalarda hiç bir şey hissetmemeye başlıyorsunuz. Eh yolun yarısını da geçtikten sonra bizim de bu törpüden geçmemiz olağan sayılmalı ki şu an şu satırları yazarken zerre kadar heyecan duymuyorum maç için.

Oysa böyle miydi bundan bir 15-20 yıl kadar önce. Aylar öncesinden başlardı Fenerbahçe maçı heyecanı. Son haftaya girildiğinde artık etrafa bıkkınlık verecek kadar dile dolanırdı. Yeter artık bi sus diye azar işittiğim de çok olmuştur. Şimdi gelip “maç ne olur?” diye soranlara “ne bileyim ben” diyebildiğime göre hissizleşmişim…

Uzun zaman önce okumuştum paylaşacağım şiiri.. Öyle böyle değildir hani. İnsanı içmeye yönelttiğini bile söyleyebilirim. Zamanında Galatasaray.com’da ki dostlardan biri yazmıştı bu şiiri. (Yazarken kafasının kıyak olduğunu söyler)

Derbi maçtan evvel biraz olsun kanlarımızı ısıtmakta birebir diye düşünüyorum. 10 kez okuyun üst üste uyuşukluktan eser kalmadığını göreceksiniz ama kusura bakmayın maç biletleri tükendi. Kısmetinize belki karaborsa :)

ULAN GALATASARAY

biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken
ne biliyim…
sağa sola salça olmadan…

belki en büyük keyfimiz…
günesin allahına kadar vurdugu altın sarısı biramızı yudumlarken…
birbirimize ask acılarımızı, ”pardon! gözüme toz kaçtı!” hissiyatı içinde fısıldarken…

bacağımıza sürünüp duran bir kediyi okşarken,
”ooluum bu kedi hayvanı var ya, tekamül zincirinin en son halkasi lan…
“buda’dan bile daha bilge lan bu hayvan!” seklinde naif muhabbetlerimizi yaparken…

kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş cumhuriyetin en aşşağılık başkentleri aksaray meyhanelerinde
ileri karakolları olan parklarda…
gökte sadece sahici bi dolunay…
elimizde güsel marmara…
şehirin götünde pireler uçusurken
ve biz terkedilen bir sevgili nasil üşürse…
işte ööle üşürken…
ve daha onyedi…onyedi…on yedi…iken aşk konuşulur di mi…
hayir biz senin addını fısıldıyorduk galatasaray
bunu hiç bilmeyeceksin!

gecenin çükünde her Türk babası gibi ayyaş bi babanın sızmasını bekledikten sonra
yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollar
yine aynı dolunayın altında buluşup
bağrında gecelemek için sana koşarken
içtigimiz o güsel marmaranın bile adın kadar içimizi ısıtamadığını hiç bilmeyeceksin galatasaray!

1980′ler…sokağa çıkma yasakları… daha on yedi…on yedi…on yedi…bile diilken
geceleri boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar…
elimizde sarı kırmızı pankartlar…bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken…
ve bütün yaşıtlarımız…
geceleri… gayrimeşru bu şehrin gayrimeşru duvarlarına kahrolsun faşizm yazarken
biz geceleri aynı duvarlara…en büyük cimbom yazdık
ve bütün yaşıtlarımız gündüzleri mütemadiyen fenerli iken
biz aleme inat seni sevdik
komik olan şuydu
tarihinin en zavallı dönemiymis meğer
hiç şampiyon olamazdın o zamanlar
biz de zaten farkında diildik… hep güsel marmaraydık çünki
daha on yedi on yedi on yedi bile diildik…
neden gaassaray? diyenlere…
because, güsel marmarayla güsel gidiyor! derdik…
ki bunu hiç bilmezsin…

daha onyedi onyedi onyedi bile diildim diyom… alooooooo?

ulan gaassaray! söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana!
ulan! anlatacak o kadar çok hikayem var ki gaassaray!
anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin!
bu kediler var ya…çok enteresan hayvanlar abi…

Fergurel

Tebrikler Kızlar…

9 Nisan 2009 Kategori: Kişisel

 

Galatasaray Avrupa Şampiyonu

Galatasaray Avrupa Şampiyonu

 
Deplasmanda oynanan karşılaşmada rakibine 12 sayı ile yenilen Galatasaray Bayan Basketbol takımı bugün İstanbul’da Ayhan Şahenk kapalı spor salonun da yapılan rövanş mücadelesini 21 sayı farkla kazanarak Bayanlar FIBA Eurocup kupasını ülkemize getirdi. 

 

Bu başarıda emeği geçen herkese teşekkür etmeyi bir borç bilirim. 

Son söz olarak.. 

Gerçekleri tarih yazar… Tarihi de GALATASARAY!!!