Haydarpaşa Garı yanar iken…

Bugün akşam saatlerinde hep birlikte endişe ile izlediğimiz bir yangın atlattı tarihi Haydarpaşa Garı. Aslında “atlattı” tabirini kullanmak işi biraz hafife almak anlamına geliyor ki buna hakkımız yok çünkü çatı katı ve 4. kat kullanılamayacak ölçüde harap olmuş durumda imiş.

İlk açıklamalara göre, yangının çatıda yapılan onarım ve izolasyon çalışmaları sırasında meydana geldiğini düşünülüyormuş. Bu açıklamayı yapan Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Talat Aydın. Yani açıklamanın bu konuda en yetkili kurum (Ulaştırma Bakanlığı) tarafından yapıldığını gördüğümüzü aklımızdan çıkarmadan konu ile ilgili görüşlerimizi yazmaya devam edebiliriz.

Haydarpaşa Garı daha önce de yangın atlatmış ahşap bir tarihi bina.  Kültürel mirasımız sınıfına giren binalar arasında ilk akla gelenlerden olan Haydarpaşa Garı ve arazisi daha önce Galataport projesi adı altında Araplara satılmaya niyet edilmiş ancak bu gerçekleşmemişti. Bunu da bir ön bilgi olarak aklımızın bir köşesinde tutuyoruz.

Bugün akşam saatlerinde “Haydarpaşa Garı yanıyor” haberleri akmaya başlayınca ilk aklımıza gelen bu satış olayı oldu. Bu yazıda bu konuya girmek ve kimseyi gereksiz yere zan altına almak istemiyorum. Bunun yerine olaya farklı bir perspektiften yaklaşmayı etik açından daha makul buluyorum.

Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar yardımcısının beyanatına geri dönersek çatı katında yapılan onarım çalışmaları sırasında meydana gelen bir aksaklık sonucu yangının başladığı bilgisi bize düşüncelerimizi netleştiren bir bakış açısı sunuyor.

Kısaca ifadelerimizi sıralayalım maddeler halinde ve sorularımıza cevaplar bekleyelim.

1 – Haydarpaşa Garı ahşap bir bina. Taşıyıcı sistemi bile ahşap kolonlar üzerine kurulmuş. Böyle bir yapıda her türlü elektrik, tesisat, montaj ve onarımı özel tedbirler alınarak uygulanmak zorunda değil midir? Alev alma potansiyeli çok yüksek olan bir mekanda, kaynak gibi yangın çıkarma potansiyeli çok yüksek tadilat işlemleri yapılıyor ve yangın tüm çatıyı etkisi altına alana kadar müdahale edilemiyor. Olay kimsenin olmadığı bir gece vakti elektrik kontağından çıkmış olsa durumu anlayacağım ve kabulleneceğim. Birileri farkına varana kadar alevler kontrolden çıkmış olabilir diyeceğim. Oysa olay sırasında binada çalışan işçiler olduğunu biliyoruz. Alevler kontrolden çıkana kadar müdahalede bulunulabilecek teknik ekipman mevcut değil miydi? İşyerlerinde bile yangın söndürücülerin zorunlu olduğunu düşündüğümüzde bu kadar yüksek riskli bir tadilat sırasında gerekli olan tedbirlerin alınmamış olması (alınsa idi yangın bu noktaya gelmemiş olurdu) bir ihmal değil midir? İhmali yapan kim olursa olsun denetleme mekanizmasının başında olan mülki amir bu olaydan 1. derecede sorumlu değil midir? Ölüm veya yaralanma olmaması elbette sevindirici bir gelişme. Ancak aksi durumda bu yangın sırasında can kaybı yaşansa idi tedbirsizlikten dolayı cana kasıt  suçu işlenmiş sayılmayacak mıydı? Yine denetleme yetkisi olan mülki amir bu konuda sorumlu değil midir?

2 – Yangına müdahalede yetersiz kalınması ise ayrı bir muamma. İstanbul gibi büyük bir metropolde, yüksek binalarda çıkan yangınları kontrol için kullanılacak ve azami 10 dakika içinde havalanıp olay yerine varacak yangın söndürücü helikopterler yok mudur? Milyonlarca lira ödenerek her sene yenilenen lale bahçeleri yerine alınacak bir yangın söndürücü helikopter maddi kayıpları bir kenara koydum, can kurtarmak için 1. derecede önemli değil midir? 1 saati aşkın bir süre, patlama sonucu falan değil de belki küçük bir kıvılcımdan doğan alevler nasıl olur da yüzyıllardır ayakta kalmış bir binayı nerede ise yıkılacak duruma getirebilir ve biz ancak seyretmekle yetiniriz? Hele hele binanın içinde tadilat olduğu ve yangın riski mevcut olduğu düşünülürse nasıl olur da hazırda bir ekip bekletilmez? Haydarpaşa Garı içindeki itfaiyenin kaldırılma sebebi nedir?

Bu iki maddede sorduğum sorulara muhtemelen herhangi bir cevap alamayacağım, öyle de olsa en azından bir vatandaş olarak bu sorulara cevap aramanın hakkım olduğunu düşünüyorum. Sizce de bu sorulara cevap aramak hakkımız değil mi?

(Not: Yazı başlığı olarak kullandığım görsel deviantart.com dan astronom99 adlı kullanıcının bir çalışması, kendisine teşekkür etmek istiyorum orjinal çalışmayı şuradan görebilirsiniz)

Güncelleme: 29-11-2010

İTÜ Makine Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, tarihi bina yangınlarının genellikle restorasyon sırasında çıktığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bu binalarda restorasyon öncesinde önlem almak gerekir. Bu önlemi almamak en büyük sabotajdır. Ahşap çatılarda alevli aletler kullanılmamalı. Her işçinin yanında söndürme cihazı bulunmalı.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>