Sosyal Medya Dümbelekleri
En baştan söylemem gerekiyor aslında polemiklerle beslenen tiplerden değilim. Öyle olmadığım için de bu yazıyı yazıp yazmamak arasında kararsız kaldım uzunca bir süre. Sonra kendi kendime söylendim durdum neden içimden geçenleri susturmaya çalıyorum diye. Öyle ya hiç öyle düşünüp kendine saklayan bir tip olamadım. Çok çektim bu özelliğimden zaman zaman ama neysem o, Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Haliyle oturdum klavyenin başına okuduğunuz satırları yazar vaziyette buldum kendimi.
Şimdi efendim, dümbelek asırlardır Türk musikisinde de kullanılan bir çalgı çeşidi. İçi boştur bu çalgının. İçi boştur boş olmasına da tepesine şöyle bir dokunduğunuzda muazzam bir ses çıkarır tipiyle mukayese edilmeyecek ölçüde. İşte bu nedenledir ki yazımın başlığını içi boş ama dürtünce sesi pek çıkan bu çalgıdan aldım. Bizim sosyal medya dümbelekleri de aynen bu çalgıya benziyorlar. Düşünme, fikir üretme, yaratıcılık hak getire olsa da çirkeflik, aymazlık, yalakalık ve çığırtkanlık özellikleri bayağı bir gelişmiştir bu kitleye mensup arkadaşlarımızda.
Sosyal medya günümüzde gücü inkar edilemez bir duruma geldi veya ha geldi ha gelecek. Sosyal kelimesini kullandığımızdan müteakkip her çeşit insanı barındırmakta bu ortam. Enteli, danteli, akıllısı, gerzeği, zekisi, şapşalı karışık vaziyette servis ediliyor önümüze. Elbette ki (şükür ki) seçme şansımız elimizde. Yok sayıyoruz, görmezden geliyoruz şapşalları. Şapşallar yanında değer verilmesi gereken seçkin, bilgili, kültürlü, tecrübeleriyle bir hazine niteliğinde dostlarımız da var. Onları ayrı tuttuğumuzu söylememe gerek yok herhalde.
Bahsettiğim bu şapşalların büyük bir kısmı sosyal medyada başarıları ile öne çıkan mesihler peşine düşüp onların havariliğine soyunuyorlar. Bu mesihlere “kanaat lideri” dendiğini sonradan öğrendim de bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp düsturu ile çaktırmamaya çalışıyorum. Bu kanaat liderlerimizin gösterdiği yönde, kuyruklarını dikip, gözlerini keskinleştiren, çakmak çakmak bakan bu şapşallarımız sanki kendi öznel bilinç düzeyleri yokmuşçasına sahibinin sesi misali kanaat önderlerinin peşinden koşar adım ilerliyorlar. Aynı düzlemde ilerleyen birden fazla sayıda dümbelek olduğundan bir bakıyorsunuz boş tantanaların ortasında kalıvermişsiniz. Kraldan çok kralcılar, yalakalar kutsal mabedleri savunan manastır şövalyeleri gibi can siperane bir şekilde savunma durumuna geçiyorlar.
Öyle çok birşey yapmanıza da gerek yok hani, tepelerine şöyle hafifçe dokunmanız kafi. Küçük ebatlarından beklenmeyecek ölçüde tantana yaratıyorlar. Doğrular onların doğruları olduğu için siz istediğiniz kadar aksi yönde destekli karşıt argümanlar öne sürün hiç bir değeri hikmeti olmuyor söylediklerinizin. Hele mesihimiz iki kelime söyleyiversin seslerin kuvveti öylesine artıyor ki “N’oluyor lan?” modu on vaziyetine geçiyorsunuz birden bire.
Toplumda bir yer edinememiş, sanal ortam dışında kendine yer bulamamış, gününün büyük bir kısmını ekran başında ona buna yaltaklanmakla geçiren bu kardeşlerimizi hor görmemek gerekiyor aslında. Yapabileceklerinin en iyisini yapıyorlar çünkü. Günün birinde mesihlerinin, üstün destek ve hizmetlerinin farkına vararak onların da önünü açmasını bekliyorlar. İnanın bu söylediklerim öyle gizli kapaklı falan da yapılmıyor. Satır aralarını biraz dikkatli okuyun kafi. Göreceksiniz yalakalığın karşı konulmaz hafifliğini..
Bu yazıda verdikleri emekle, çalışma hayatlarındaki başarıları ile dişi ile tırnağı ile bir yerlere gelmiş, gelebilmiş insanları yerdiğimi düşünmüyorsunuzdur umarım. Tüm derdim bahsettiğim bu başarı çıtası yüksek insanların peşinde aman bana da bir parça düşer mi diye çöreklenen, kraldan fazla kralcı olan, içi boş sesi gür sosyal medya dümbelekleri…
