Geçenlerde bir arkadaş (gerekli bedduaları yolladım kendisine) mail vasıtası ile bahsetti bu filmden. Gerçi şimdi hakkını vermek gerekiyor o da benim gibi filmin izlenmesinin bünyeye zarar verebileceği konusunda aynı şeyleri düşünüyordu ve uyarmıştı. Hemen hemen her sefer yaptığım gibi yine ekşisözlük yorumlarını okudum. Benim de öyle garip bir huyum var ki yapma denen şeyi yapmak için üzerimde inanılmaz bir baskı hissediyorum. Bir şeyi yaptırmanız için yapma demeniz kafi anlayacağınız.
Neyse filmi edindim kısa bir süre içinde (nereden, nasıl, korsan mı, ben nereden bulabilirim) sorularını sormayın işim olmaz. Zaten bu tarz şeyleri nerelerde aratıp bulabileceğinizi biliyor olmalısınız. Yani eğer yazının devamında işte size filmin torrent adresi falan filan bekliyorsanız boş yere beklemeyin garaja gidiyoruz.
Yine laf karıştı.. Neyse filmi edindiğimden bahsediyordum.. Koyulduk izlemeye.. Zaten ilk 15 dakika elimde atıştırdığım meyveler gırtlağıma birer birer dizildi.. Giriş, tam bir gerilim ve korku filmi havasında tüyleri ürpertici bir açılış sahnesi ile başladı. Filmin hemen hemen ortalarına kadar oldukça gerici, tempolu ve gerilimin hakkını veren bir çalışma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bütün sorun filmin ikinci yarısından itibaren ortaya çıkıyor.. Ben böyle zalimlik böyle vahşet görmedim hayatımda desem.. Yeridir.
Tam olarak işkenceyi öven bir film desem ne derece doğru / yalan olur inanın bilemiyorum. Tamam başka filmler de çok daha fazla kan, şiddet falan görüyoruz ama bu filmdeki şiddet temasının gerçekçiliği ile kıyaslandığında örnek verebileceğim film çok az. (Irreversible’daki tecavüz ve barda yangın tüpü ile kafa dağıtma sahneleri mesela)
Bir noktaya geldikten sonra artık kaldıramaz oluyorsunuz. Cidden ruhum sıkıldı. Yani sigarayı bırakmış olmamın verdiği ruh daraltısı yetmiyor gibi bir de bu filmin oluşturduğu daraltı eklenince bir an kendimi pencereye çıkıp avaz avaz bağırıyor durumda bulmaktan çekinmedim desem yalan olur.
Derisi yüzülen, kafasından çivi sökülen, sabah-öğle-akşam 3 öğün inanılmaz dayak yiyen, ağız, yüz kafa göz dağılan bir zavallı kızı izlemek istiyorsanız.. Seyredin. Aksi halde filmin yanından bile geçmeyin zira derisi yüzülmüş kızın öyle yataktaki halini gördüğünüz zaman midenize sahip olamayabilirsiniz.
Eğer bir filme güzel film demek için, etkileyici, sarsıcı, iz bırakıcı olması kafi ise kesinlikle güzel bir film diyebilirim. Ama yukarıda da söylediğim gibi geceyarıları karabasanlarla uyanmak istemiyorsanız… Filmden uzak durun…
Bu arada fransızca da Martyrs şahit olmak anlamına geliyor. Bunu da son not olarak ekleyeyim. Bizim çevirmenler İşkence Odası olarak dönüştürmüşler ama orjinal ismi bence daha güzel.



Bu filme ait izlenimlerimi 5 ay önce yazmışım, ilginç bir şey dikkatimi çekti not düşeyim istedim. Filmdeki “acı çekerek ruhun saflaştırılması” olayı Jean Christophe Grange’ın Koloni isimli bestseller’ında da mevcut. Filmin ve Grange’ın fransız olması alakalı mı bilmiyorum ama bana ilginç geldi bu benzerlik. İlham alma olayı var mıdır bilemem tabii yine.
Enteresan filmmiş. Bu arada Martyrs şahit olmak değil “şehit” anlamına geliyor, düzeltmeyi borç bilirim:) Bkz. http://translate.google.com.tr/#fr|tr|martyrs
Fransızca bildiğimi bir kenara bırakalım, google translate’e güvenme tercüme konusunda
http://en.wikipedia.org/wiki/Martyr
Detaylı bilgiyi buradan edinebilirsin.
Yok aslında google translate ‘e çok güvendiğimden değil, o kelimenin ingilizcesi şehit ama sen olaya fransızcadan girdiğin için o linki verdim
İstersen şöyle de yapabiliriz misal:
http://www.tureng.com/search/martyrs
http://www.zargan.com/sozluk.asp?Sozcuk=martyr
Bunlar ingilizce ama
(Dipnot: Captcha problemi ayağına siteye üye topluyomuşsun öyle diyorlar
)
Olaya ben fransızcadan girmedim yahu, film fransız filmi. İsmi de haliyle fransız zaten. “Şehit” olarak tercümenin filmle yakından uzaktan alakası da yok zaten..
Dipnota cevap dipnotu.. Çok mu belli yahu?
Çok belli mi bilmiyorum ama uyanık olan anlıyor diyelim