Bir salkım kiraz

Sanırım yine bugünün 30 yıl kadar öncesindeydi anlatacaklarım. Aradan bu kadar zaman nasıl geçmiş, ne zaman geçmiş hiç farkında değilim. Neredeyse koca bir ömür.
Karamürsel Sepeti
Yandaki resimde gördüğünüz sepete “Karamürsel sepeti” diyorlar. Meşhurdur..  Üst kısmında bulunan bir sicimle bele bağlanır ve yan tarafa doğru sarkıtılır. Bu sayede ağaçlardan meyve toplarken eğilip bükülmek sorunda kalmazsınız. Aynı zamanda meyveler de olabildiğince az zarar görür. İşte bu sepetle ilk defa tanışmam 30 yıl önceye dayanıyor.  (Resmin üzerine tıklayarak büyük halini görebilirsiniz)

Rahmetli Sezai Dedem, hani öyle emekli olayım da kahve köşelerinde pişpirik oynayayım havalarında hiç olmadı. 1983′de ben 11 yaşında kaybettiğimiz zamana kadar hep çalıştı. Allah gani gani rahmet eylesin. En büyük zevki bizim yazlık olarak adlandırdığımız Karamürsel’deki evimizin arkasındaki büyük bahçede meyve ağaçları yetiştirmekti. Hafta içi İstanbul’un keşmekeşi içinde çalışır, haftasonları da Karamürsel’e kaçar, ağaçların diplerini bellerdi. O zamanlardan hiç gözümden silinmeyen bir sahne; dedemin terden sırılsıklam olmuş atleti, ensesinde yine ıslanmış mendili ile, ağaçların dibini bellemesidir. Kardeşim Tayfun ve ben evden testi içinde su götürürdük kendisine o yakıcı güneşin altında kavrulan nefesine bir ferahlık olsun diye.

kirazbahcesi2
Bütün bu emeklerin sonunda mayıs- haziran aylarında kirazlar olgunlaşırdı. Ama görüntüyü size tarif edemem. Şimdiki gibi elimizde dijital fotoğraf makineleri, cep telefonlarımız olmadığı için görüntüleyemedik ama kirazların bolluğundan dalların yere kadar eğildiğini söylersem kesinlikle abartmış olmam.
kirazbahcesi1
Yine böyle bir gün dedemin peşine takıldık kiraz toplamak için. Bellerimize birer sepet bağlandı ve dalların yere yakın kısımlarından toplamaya başladık kirazları. Dedem geldi yanıma. “Anam, babam.. kirazı öyle hoyratça çekip sapını ağaçta bırakmayacaksın ki seneye yine aynı yerden meyve verebilsin. Sapının ucundan tutup hafifçe, zorlamadan çevirdiğin zaman kendiliğinden eline düşer. Hadi benim akıllı torunum” dedi.. Aynen dediği gibi yaparak sepeti doldurmaya başladım ama bir yandan da kaçamak yapıp midemi dolduruyordum. O gün ne kadar kiraz yemiştim hesabını yapamam.

Geçenlerde markete gittik, kirazın kilosu 20 lira. Yani çocuk bu canı çeker, arkadaşında görür imrenir. Almam diyemezsiniz ama cep yakıyor açıkçası. O an işte yukarıda anlattığım sahneler canlandı gözümde. Bir yanda biz karnımız ağrıyana kadar yediğimiz – hem de dalından kütür kütür – bir yanda da şimdinin çocukları.. Elbette bir yerlerde kırsal kesimde yine aynı şekilde kirazbastı dalların altında karnını ağrıtan çocuklar vardır. Ama şimdinin apartman çocukları, şehir yeni yetmeleri hiç bir zaman bilmeyecekler kirazı dalından yemenin zevkini.

Geçende annem aradı. Gelmiyor musunuz kirazlar toplanacak diye… Sanırım bize yine yollar gözüktü.. Sepetleri hazırlayın bakalım…

Yorum yapılmamış

Düşünceleriniz...