Pazar günü (12 Nisan 2009) yine bir Fenerbahçe maçı var. Oynadığımız her maçın önemli olduğunun bilincindeyim tabii ki. Sonuçta bir puan mücadelesi. Şampiyon olmak veya olmamak durumu da var elbet ama pek o kadar da önemsediğimi söyleyemem.
Aslına bakarsanız bundan yıllar öncesinden çok farklı duygular içindeyim bu derbi karşılaşması öncesinde. Sanırım yaşla birlikte duygulardaki ekstrem yoğunluklar törpüleniyor zaman içinde. Uç noktalarda hiç bir şey hissetmemeye başlıyorsunuz. Eh yolun yarısını da geçtikten sonra bizim de bu törpüden geçmemiz olağan sayılmalı ki şu an şu satırları yazarken zerre kadar heyecan duymuyorum maç için.
Oysa böyle miydi bundan bir 15-20 yıl kadar önce. Aylar öncesinden başlardı Fenerbahçe maçı heyecanı. Son haftaya girildiğinde artık etrafa bıkkınlık verecek kadar dile dolanırdı. Yeter artık bi sus diye azar işittiğim de çok olmuştur. Şimdi gelip “maç ne olur?” diye soranlara “ne bileyim ben” diyebildiğime göre hissizleşmişim…
Uzun zaman önce okumuştum paylaşacağım şiiri.. Öyle böyle değildir hani. İnsanı içmeye yönelttiğini bile söyleyebilirim. Zamanında Galatasaray.com’da ki dostlardan biri yazmıştı bu şiiri. (Yazarken kafasının kıyak olduğunu söyler)
Derbi maçtan evvel biraz olsun kanlarımızı ısıtmakta birebir diye düşünüyorum. 10 kez okuyun üst üste uyuşukluktan eser kalmadığını göreceksiniz ama kusura bakmayın maç biletleri tükendi. Kısmetinize belki karaborsa
ULAN GALATASARAY
biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken
ne biliyim…
sağa sola salça olmadan…
belki en büyük keyfimiz…
günesin allahına kadar vurdugu altın sarısı biramızı yudumlarken…
birbirimize ask acılarımızı, ”pardon! gözüme toz kaçtı!” hissiyatı içinde fısıldarken…
bacağımıza sürünüp duran bir kediyi okşarken,
”ooluum bu kedi hayvanı var ya, tekamül zincirinin en son halkasi lan…
“buda’dan bile daha bilge lan bu hayvan!” seklinde naif muhabbetlerimizi yaparken…
kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş cumhuriyetin en aşşağılık başkentleri aksaray meyhanelerinde
ileri karakolları olan parklarda…
gökte sadece sahici bi dolunay…
elimizde güsel marmara…
şehirin götünde pireler uçusurken
ve biz terkedilen bir sevgili nasil üşürse…
işte ööle üşürken…
ve daha onyedi…onyedi…on yedi…iken aşk konuşulur di mi…
hayir biz senin addını fısıldıyorduk galatasaray
bunu hiç bilmeyeceksin!
gecenin çükünde her Türk babası gibi ayyaş bi babanın sızmasını bekledikten sonra
yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollar
yine aynı dolunayın altında buluşup
bağrında gecelemek için sana koşarken
içtigimiz o güsel marmaranın bile adın kadar içimizi ısıtamadığını hiç bilmeyeceksin galatasaray!
1980′ler…sokağa çıkma yasakları… daha on yedi…on yedi…on yedi…bile diilken
geceleri boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar…
elimizde sarı kırmızı pankartlar…bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken…
ve bütün yaşıtlarımız…
geceleri… gayrimeşru bu şehrin gayrimeşru duvarlarına kahrolsun faşizm yazarken
biz geceleri aynı duvarlara…en büyük cimbom yazdık
ve bütün yaşıtlarımız gündüzleri mütemadiyen fenerli iken
biz aleme inat seni sevdik
komik olan şuydu
tarihinin en zavallı dönemiymis meğer
hiç şampiyon olamazdın o zamanlar
biz de zaten farkında diildik… hep güsel marmaraydık çünki
daha on yedi on yedi on yedi bile diildik…
neden gaassaray? diyenlere…
because, güsel marmarayla güsel gidiyor! derdik…
ki bunu hiç bilmezsin…
daha onyedi onyedi onyedi bile diildim diyom… alooooooo?
ulan gaassaray! söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana!
ulan! anlatacak o kadar çok hikayem var ki gaassaray!
anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin!
bu kediler var ya…çok enteresan hayvanlar abi…
Fergurel