Beni yakından tanıyanlar bilir. Tahammülsüzüm.. Muhalifim.. Hoşgörü duygularımı kaybettim..
Bilmiyorum insan yaşlandıkça, yıllar hoyratça eskittikçe ruhları insan daha mı tahammülsüzleşiyor ne? Yoksa sorun benim tahammülsüzlüğümden öte tahammül sınırlarını zorlayan insanların kalabalıklaşması mı asıl sorun olan? Düşün düşün boktur işin.
Günlük yaşantımda karşılaştığım çoğu şey diken gibi batıyor. Rahatsız ediyor, huysuzlanıyorum, içinde kabaran öfkeye set çekemiyorum.. Vurup geçmek istiyorum..
Bu depresyon değil. Bunu da biliyorum, ben hiç depresyona girmedim. Şu sıralar tek derdim içimde kabaran öfke fırtınalarına set çekebilme kuvvetini tekrar kazanabilmek. Tekrar diyorum çünkü bundan bir zaman önce böyle olduğumu söyleyemem. Daha bir tahammüllü daha bir anlayışlıydım, hatalara karşı daha fazla tolerans gösterme gücüm vardı.. Artık yok..
Tamam böyle olmasına böyleyim, huysuzum falan ama “bi sus be çocuk” diye de çok söyleniyorum kendi kendime. Her köfteye maydonoz olma, kafanı çevir, bas git. Sana ne, sen mi düzeltteceksin bu şerefsiz dünyayı? Ama bunun diğer tarafında da duyarsız olmak var. Umursamazlık, gamsızlık..
Sanırım çevremdeki insanların bahsettiğim bu gamsızlığı yıpratıyor ve geriyor beni. Hiç mi umurunuzda değil yaşadığınız şu çevre? Kimseye demiyorum ki gel beraber dünyayı kurtaralım.. Barış içinde yaşayalım, sevgi pıtırcığı olalım, kelebek gibi çiçekten çiçeğe konalım, savaşma seviş diyelim.
Yok be, o kadar da değil. Hayatın anlamı zaten mücadele. Mücadelesiz, çabasız bir yaşama yaşam denir mi? Vallahi bilmiyorum, hiç böyle bir hayat yaşama şansım olmadı. Savaşlar, kavgalar, gürültü her zaman varolacak. Bu acımasız gerçeklerden, ütopya denizlerinin görünmez ufuklarında kaybolmaya hiç mi hiç niyetim yok.
Şu sıralar kendimi okumaya verdim, yazmaktan çok okuyorum. Ne bulursam okuyorum, öğrenme arsızı oldum. Zaten budur içimdeki öfke fırtınalarının sebebi gibi geliyor. Ne kadar cahilseniz o kadar duyarsız oluyorsunuz çünkü. Ne kadar öğrenirseniz, bilirseniz yanlışları düzeltme adına o kadar gaza geliyorsunuz. İçimden haykırmak geliyor.. Sonra kendime kızıyorum.. Bi sus olm bi sus..
Kabuğuma çekilip yaşamak, devekuşu misali kafamı kuma gönüp kıçımı açıkta bırakmak bana göre değil. Yapamam yahu.. Durduramam ki kendimi. Biraz önce yine okuma seanslarından birinde bir vatandaşın yazısına denk geldim. Ne dediği önemli değil de nasıl dediği yine sinir katsayımı bir kaç kat yukarı tırmandırdı. Abi adamlar nece konuşuyor anlamak mümkün değil.. Türkçe desem değil, ingilizce desem alakası yok.. Ben yok yazıyorum mesela vatandaş yoq. Bu ne lan, dilini eşek arısı sokacısa mendebur, bu ne? Yoq ne?
Ya bunlardan piyasada çok var. Akılları kıçlarında tikiler özel bir lisan geliştirmişler. Bunları gördükçe şeytan diyor bul, yapış gırtlağına. Tamam kardeşim, tamam canım hadi konuşurken yamuluyorsun da bari ulu orta yazarken adam gibi yazmaya dikkat et bari. ashkımmss, canımmmsss, geliyossunuz muuu? hadieaaa, bah ne diyeceammm..
Yok zaten ulu orta öyle canım ciğerim, aşkım sümüklüböceğim muhabbetlerini oldum olası sevmem de bir de böyle soytarılık yapmıyorlar mı.. Tam sopalık yahu..
Neyse, bu yazı bir garip oldu zaten, canım sıkılıyordu bir içi dökeyim dedim.. Bi sus, bi sus nereye kadar dimi yaneeaaa?
yaştan mıdır bilinmez, hep çıban başı oldum. okulda, iş hayatımın ilk zamanlarında. düzensizlere parmak attım, yanlışları bızıkladım. sonuç ; hep benim ….tümde patladı mayınlar.
)
şimdilerde akılllandım, susuyorum, susuyorum hep içimde patlıyorlar. nereye kadar gider, yaştan mıdır bilinmez
Ben susali oldu epey Hocam sanirim. Epeydir susuyorum, hatta bana edilen laflara, suclamalara onlara bunlara da susuyorum. AMA bir gun, cidden bir gun cok buyuk konusacagim! Emaaaan be yeaaaa Houston, koyde icer guzellesir konusuruz